DİLİMİZİ SUSTURMAK, KALEMİMİZİ KIRMAK İSTİYORLAR!

NE YAPIYORUZ? NE YAPACAĞIZ?

BASIN EMEKÇİLERİNE ÇAĞRIMIZDIR!

Gerçeklik ile toplum arasında, kritik bir yerde durur gazeteci; bundan dolayı da toplum ve gerçeklik arasındaki ilişkinin nasıl olacağını önemli ölçüde etkiler.

Olgular, yaşanan gerçekliktir. Algılar ise o gerçekliğin hangi bağlama oturtulacağı, nasıl çözümleneceği ve topluma “ne” olarak verileceğidir.

Bir gerçeğin topluma sunuluş biçimi, toplumda yaşanan gelişmeler üzerinden yeni hareketlilikler oluşturabilir. Bir gazetenin manşeti, bir televizyon kanalının haberi o gün tüm ülkenin gündemini belirleyebilir, insanları harekete geçirebilir. Bu sebeple bir olayın nasıl haberleştirilip halka ulaştırıldığı önemlidir.

Haberciler, ilk toplumlardan bu yana tarihin tanığı olmuştur. Tanıklık eder ve tarih için müsvedde tutarlar. Dolayısıyla hem kamuya hem de tarihe karşı sorumlulukları vardır. Firavunların, kralların, sultanların efsane yazıcıları vardır, halkların ise habercileri…

Kitle iletişim aracı olarak tanımlanan basın-yayının kapitalizm koşullarında iktidarlarla olan çıkar bağları bu basın yayın kuruluşlarının toplumu ilgilendiren haberlerde taraflı davranarak gerçekleri halktan gizlemeye hizmet eden bir habercilik politikası izlemelerine neden olur.

Basın kuruluşları söyledikleri gibi en doğru, en gerçek haberi halka ulaştırabilirler mi?

Medya kuruluşları belli tekellerin elindedir ve bu tekeller kendi çıkarları doğrultusunda haber yaptırırlar. Egemenlerle kol kola olan bu kuruluşlara ait televizyon, gazete, radyo veya haber sitelerinde gerçeğe olduğu gibi ulaşmamız çok zordur. Oysa haberciliğin belli değerleri vardır.

Halkı bilgilendirmeye çalışan bizleriz ancak iktidarın ve medya patronlarının iki dudağı arasında habercilik yapıyoruz. Ola ki çalıştığımız kurum çıkarına ters söz söyleyelim, iktidarı eleştirelim tehditler alıyoruz. Yetmiyor işimize son veriliyor, olmuyor gözaltına alınıp, tutuklanıyoruz, haber peşinde koşarken ölüyoruz, öldürülüyoruz.

İktidarlarını devam ettirebilmek için bizim yaptığımız haberler üzerinden halkı aldatmaya, kandırmaya çalışıyorlar. Ülkeyi kasıp kavuran tüm halkı ilgilendiren haberleri sansürlüyor, onlar hakkında konuşmamızı yasaklıyorlar.

Dilimizi susturmak, kalemimizi kırmak istiyorlar. Her şeyin ötesinde, emeğimiz üzerinden bu baskı politikaları geliştirilirken, çoğu zaman emeğimizin karşılığını da alamıyoruz. Kullanılıyoruz.

Bir garantimiz yok, her an işten çıkarılabiliyoruz.

Mesleki haklarımız çok geri, mesleki koşullarımızdan memnun değiliz.

Tüm halk gibi biz de azgın sömürüden payımıza düşeni alıyoruz.

Haklarımızı korumak için örgütlenemiyoruz, sendikalaşmak yasak.

Bir sendikaya üye olduğumuzda işten atılma tehdidiyle karşı karşıya kalıyoruz.

Onca soruna rağmen medyayı ayakta tutan bizler haber olamıyoruz.

Peki, ne yapacağız?

Haberlerimizin iktidarların çıkarlarını korumasına izin mi vereceğiz?

Adaletsizliklere ve haklarımızın gasp edilmesine göz mü yumacağız?

HAYIR!

İşten atılmalara, görev yaparken şiddete uğramaya, sessiz sedasız ölümlere izin vermeyeceğiz!

Üniversitelilerden, stajyerlere, amatör gazetecilerden, profesyonellere, eskiden yeniye, deneyimli deneyimsiz basın-yayın alanında nerede kim varsa bir araya gelecek ve örgütleneceğiz.

Gerçekleri olduğu gibi halk yararına alternatif alanlarımızı ve olanaklarımızı yaratarak anlatacağız. Üreteceğiz, doğruya sahip çıkacağız. Emeğimize sahip çıkıp faşizme karşı gerçeği savunacağız.

İktidarın baskı ve sansür politikalarına karşı halktan yana, halk için gazeteciliği savunuyoruz. Halkımız, gerçek ve doğru habere ulaşmalıdır. Bunun önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

Halkın medya aracılığıyla yozlaştırılmasına suç ortağı olmayacağız.

Mesleğimizi yaparken güvende ve güvencede olmak istiyoruz. Bunun tek yolunun örgütlenmek ve “birimiz hepimiz için hepimiz birimiz için” demek olduğunu biliyor, buna uygun bir örgütlenme inşa ediyoruz.

Bu anlayışla bir habercilik ve gazeteciliği yerleştirmek için emek güçlerimizi BASIN EMEKÇİLERİ MECLİSİ çatısı altında birleştiriyoruz.